11 Nisan 2014 Cuma

AŞK


Gelen baharın şerefine, buyrun size hikayesi ve çizimi eski, çinisi taze bir çizgi-hikaye...:) Lütfen çizimin üzerine bir kez tıklayın, açıldığında yeterince okunaklı değilse bir kez daha tıklayıp yakınlaştırabilirsiniz...İyi seyirler...:)

20 Aralık 2009 Pazar

8 Ağustos 2009 Cumartesi

10 Mayıs 2009 Pazar

19 Şubat 2009 Perşembe

perdesiz köşk ve çarli’nin çikolata fabrikası arasında biryerlerde


- Sabah zili duymak, basıp tekrar uyumak…
Uyandıran filan da olmayınca uyumak uyumak ve işe yetişmemi sağlayacak otobüsü kaçırmak…
- O aceleyle şahtı şahpaz oldu şeklinde yarım yamalak hazırlanmak…
- Evde unutulmasından nefret edilecek bir şeyleri mutlaka unutmak ve yolda çığlıklar atarak hatırlamak…(eldiven, otobüs kartı, pek kıymetli bandanam vs…)
- İşe geç kalmak…
- Ben zaten partime marttime diye yiğitliğe şey sürdürmemek…
- Çay içmeye niyetlenmek ama ilk yudumdan sonra işe başlamakla, alınan çayı itinayla soğutmak…
- Çalışmak…
- Çalışmayı sevmek…
- Filler, ayıcıklar, periler, birbirini seven insancıklar, çiçekler, arılar, uğurböcekleri alemine dalmak…
- Nişan ve düğün pastalarından nefret etmek…Maket pastayı anlayamamak..(Yenmeyen pastanın ne anlamı var diye düşünmek, morali bozulmak…)
- Gelen bütün ikramları yemek…
- İş arkadaşıyla keyifle geyiğin dibine vurmak, onun ikram ettiği şeyleri de yemek…
- Sohbet etmek, öğle yemeğine gelenleri izlemiyomuş gibi yapmak, hayatlarıyla ilgili tahminlerde bulunmaya çalışmak…
- A.A’dan telefonuma gelen her mesajda heyecanlanmak ama her mesajın İstanbulda havadurumu bilmem ne diye o sabit nefret edilesi numaradan geldiğini görüp biraz bozulmak…Bozulmuyomuş gibi yapmak, “arkadaştan ya” diyerek çevredekilere çaktırmamak, geyiğe devam etmek…
- Çarli’ye veda zamanı…
- Yolda sessizleşmek, cama başını dayamak, buhar yapıp gülen surat çizmek, sonra karalamak…
- Perdesiz köşkte derin bir soluk almak…
- Kahve içmek, sokağa bakmak, camın arkasında olduğun için sevinmek…
- Tv izlemek… Haberleri atlamak…İnsanların Ecinni’ye dönüşmelerine şaşırmak, üzülmek…
- Uykusuza sarılmak, çizmeyi planlamak, yorgunluktan bugün de çizemedim diye düşünmek…Neyse yarın çizerim diye hayata umutla bakmak…
- Daha bilinçli ve mutsuz bir insan olmak için bişeyler okumak ve Ceren’i dinlemek…
- Elektrikli Kutuda arkadaşlarım var mı diye bakmak, orada karşılaştıklarından memnun olmak…
-Yastığı kafaya koymak, rüyalara pembe katmak…

16 Aralık 2008 Salı

16 Kasım 2008 Pazar

ÇİLEKLİ PASTA

- Ezgi Naber?

- Aaaa iyiyim sen?

- İyiyim ben de…Ne güzel olmuşsun kıs sen bugün?

- Ben..Ben mi? Ee şey sağol
..(Çabuk toparla, çabuk salaklaşma hemen toparla!) Her zamanki halim cicim! (Eh o sonundaki cicim olmasa daha iyi olabilirdi!)



Karşılıklı gülümsemeler…



- Yeni iş yaramış valla…Bana da sözün var unutma!

-
(Seni hep seveceğim söz, onu diyorsan..! Unutmam!) Unutmam Çilekli pasta!…

- Sadece çilekli değil çilek şeklinde…!!

- Tamam şekli de çilek unutmam…

- İlk karşılaştığımızda ki yaşımız epey küçüktü..Kulağında çilek şeklinde küpeler vardı, hep onu hatırlarım..Ne komik kız demiştim içimden çilekli küpeleri var..!

-
(Senin koyu mavi yanları cepli kotun , üzerinde de beyaz tişörtün vardı…Saçlarının bir bölümü hiç yatmazdı erkek çocuklarına has bir inatla, geriye doğru jölelemiştin o gün de…) Yani…Pek hatırlamıyorum öyle miydi?

- Nasıl hatırlamıyorsun ya!? Seni kızdırmıştım ”küpede” meyve seviyorsun galiba diye aman 10 gün surat etmiştin bana..

-
(Salak o suratı ben yan sınıftaki Ayla’yla çıkıyorsun diye etmiştim! Gerizekalı!!) Hııııı hatırladım..Çocukluk işte!

- Neyse ne tarafa gidiyorsun sen?

- Şeye uğrayacağım şurdan, gelincikli pasta siparişi aldık da kuru çiçek filan bakıcam Ulus’taki bir dükkandan…

- E gel bırakayım ben seni? Hem laflarız yolda, özlemişim, karşılaşmaz olmuştuk …

-
(Laflar mıyız? Özlediysen..Geleyim ben o zaman di mi doğrusu bu sanırım şuanda…)Yani benim için şey etme de..

- Yok senin için şey etmiycem yolumun üstü! Hadi atla!




Gülüşmeler…Peki o zamanlar…




- Aman yolların haline bak kaz kaz bitiremediler..

- Evet ya..

- Yalnız iki dakika oyalansak şu yoldan gidip senin için sakıncası var mı? Bürge’yi de alıcam da iş çıkışı..Hem tanışmış olursunuz..

-
(Bürge? Bürge’de kim şimdi ya? Nasıl isim hem o hiç sevmem çok zor söylenir.) Tabi canım ne sakıncası olucak Birge, ay Bürgü yani tanışmış oluruz onunla da..



Donuk sarı binanın önünde hafif bir fren..Kapı açılması ve kapanması…



- Merhaba aşkıııımm!!

- Merhaba canım, bak bu Ezgi benim çook eski arkadaşım, belki bahsetmişimdir..

- Bahsetmemiştin ama çok memnun oldum, ben de Bürge…

- Ben de oldum memnun, merhaba
…(Cümlelerim de kendim gibi devrildi buyur bakalım!! Bahsetmemişmiş!!..)

- Ezgi bak bu yoldan gidiyorum sana uygun mu? Nerde inmek istiyorsun?

- Ben..Ben aslında ölmek istiyorum!




Sese yönelen kafalar…




- (Allah kahretsin!!! Sesli söyledim yaaa inanamıyorum!!!) Şey inmek, inmek istiyorum burada uygunsa sana da..Bana uygun da o açıdan…

- Haaaaa..Ha ha ha!! Ya ölmek anladım Allah iyiliğini!!

- Yok canım inmek, inmek! Hay Allah!

- Tamam canım...Bak üstgeçitte durdum oradan geç..

-
(Gözlerim yaşaracak düşünceliliğinden! İnşallah bunu içimden söylemişimdir!..)

- (İnerken, alçak sesle) Ezgi ya şu çilekli pastayı haftaya Salı'ya yapar mısın cidden? Bürge’nin doğum gününe yaptırmak istiyordum aslında arayacaktım ben de seni sipariş için…

- Ta..Tabi…

- Tamam ararım sonra seni..

- Ezgicim memnun oldum..

- Ben de Burgü!
( Hay adını!)

- Görüşürüz…

- Görüşürüz
…( Açarsam da o telefonu, yaparsam da o pastayı şerefsizim!!)



Böyle olması tabiiydi, pek tabiiydi..

“Çilekli pasta”, demişti bir kere usta; “çok ince iştir, görüntüsü çok güzel tadı da ne kadar tatlıyı çağrıştırsa da aslında biraz ekşimtrak olmalıdır…Makbul olan budur..”


8 Kasım 2008 Cumartesi

23 Ekim 2008 Perşembe

20 Eylül 2008 Cumartesi

BİR TAKIM DİYALOGLAR

- Anne internet var mı sizin burada?
- Yok yavrum başvurmadık bu evde yok, Kuşadası’ndaki evde var…

Kışın Kuşadası’nda oturmak yazın da Kuşadası’na 5 km. uzaklıkta yazlık evlere göçebelik etmek burada gelenekti. Okulların kapanmasıyla herkes yazlıklarına, okulların açılmasına yakın da 5 km uzağa kışlıklara taşınılırdı. Burada herkes ancak 5 km. uzağa gidebilir demeye gelen bir şifreydi belki de bu. Ne güneş takvimi ne ay, okul takviminin geçerli olduğu yakın ve uzak kavramlarının karmakarışık bir hal aldığı, buna karşılık; güneşin muhteşem battığı bir acayip yerdi burası…Kuşadası…
- Telefonla bağlanayım mı biraz?
- Hayır bağlanma! Geçen geldiğinde bağlandın durdun deli gibi telefon faturası geldi!!
- Peki baba!!
- Git istersen Servet’in oraya bi bak!! Geçen biri giriyordu orda seninki gibi elinde böyle bilgisayar vardı..Bağlatmış herhalde kahveye Servet abin..! (anne)
- Ne anlıyosunuz o şeyin karşısında saatlerce…Denize gir denize! Erken kalk, yürüyüş yap!
- Babacım bi şey çizdim de onu ekliycektim bizim blog…aman neyse boşver..Hadi ben bi bakayım Servet abinin oraya..



- Ne haber Servet Abi?
- Ooooo kim gelmiş… Hoş geldin kız özlettin kendini…
- Ne var ne yok?
- İyiyiz iyiyiz seni sormalı…
- Ben de iyiyim Servet Abi sağolasın..Ne diycem sana internet var mı burada? Annem bağlattı dedi..
- Ah be güzelim var da bugün çalışmıyo…Modem mi bozuk hatta mı bişey var anlamadım..Pazartesi baktırıcam adam çağırdım gelicekler..
- Yapma ya!! Tüh! Neyse…
- E gel bişey iç..
- Bi çay alayım…
Bir çay aldım deniz kıyısına doğru oturdum. Deniz Eylül gümüşü, gökyüzü henüz yazınki kadar mavi, telaşı azalmış bir yerdeydim… Karşıdaki adanın arkasından batacak olan güneşi izleyip günün en güzel saatinde hazırlanan sofraya yetişecektim. Neden daha önce ya da daha sonra akşam yemeği yemediğimize son 20 yıldır ettiğim isyanı edecektim içimden. Sessizce yemeğimi yiyecektim.

Sessizce yemeğimi yedim. Bulaşıkları yıkarken alçak sesle:

- Anne ben telefondan girivereyim mi internete..Hemen bişey ekleyip çıkıcam…
- E yokmuymuş Servet’te..? Geçen seninki gibi elinde böyle bi aletle bi adam vardı orda görmüştüm..
- Annecim varmış da bozukmuş çalışmıyomuş şimdi..Pazartesiden önce olmazmış adam gelecekmiş bakmaya..
- Hııı..E iyi çocum gir gir nolcak..Bakma sen babana gir tabi…Görmez o, bişey demez…
- Tamam..Hemen ya zaten 5 dakika sürmez..
- Girmeyin haa internete filan geçen ay çok geldi fatura!!
- Tamam girmiyo kimse başka şey konuşuyoruz biz Önder!!…



Ptt bağlantısı…bağlantı yok..Hata kodu: 680.. 680: yani çevir sesi yok!!!!

- Hay seni ben….!!
- Ne oldu yavrum?
- Bağlanmıyo ya..Anlamadım hep buradan giriyordum ben..
- Allah Allah niye ki?
- Çevirsesi yok diyo..telefonda mı bir arıza var acaba? Telefon çalışıyor mu anne?
- Bilmem tak bakayım kablosunu bakalım çalışıyo mu?
- Taktım.
- Aaaa çalışmıyo, tevekkeli bugün hiç çalmadı..Bozuk demek..Belki genel bir arıza var..
- Herhalde..Hay Allah ya ben de bloğa şey yapcaktım, çizmiştim de ekliycektim kaldı…
- Kalmaz yarın abinle inersiniz Kuşadası’na ordaki evde var ordan girersin eklersin yaparsın…
- Ben böyle şansın…
- Dışarı çıkıyosan Servet’e söyle pazartesi gelen adamları bize de yollasın baktıralım telefona..
- Tamam anne!!
Mazıların üzerinden atladım… İnterneti unutmalıydım… Unutmalıydım da neyi hatırlamalıydım? Begüm’le her yaşımızda defalarca geçtiğimiz yoldan bir kere daha geçtim. Bakkalı geçtim, çocuk parkını geçtim, kıyıya vardım…Ellerim cebimde yürüdüm…
- Servet Abiii! Pazartesi gelecek adamları bize de yollar mısın? Bizim de telefon çalışmıyor!
- Tamam yollarım!! E gel bişey iç..
- Bi çay alayım…
…(21.yüzyılın peygamberleri “kablosuz, wireless’siz, bişeyler bişeylersiz” tam olarak doğaya adapte olamıyorlardı.;))

15 Eylül 2008 Pazartesi

29 Haziran 2008 Pazar